Asla Vazgeçme

Bu dünyada iki tip insan bulunur. Birincisi başaramayanlardır. İkincisi başaranlardır.

Öncelikle bir insan denemeye başlar. Bir şeyleri kafasına koyar ve onu elde etmek için bir şeyler dener. Dener, dener, dener. Ya birinci, ya yüzüncü deneme olsun farketmez; bunlardan birinde başarısız olduktan sonra vazgeçen ve yolun zorluğunu görüp tembelliği seçen insanlar birinci kategoriye girerler: BAŞARAMAYANLAR. Yüzüncü, bininci, on bininci denemesinden sonra bile vazgeçmeyip, pes etmeyip, ısrarla çalışmaya devam eden insanlar ise öyle ya da böyle ikinci kategoriye gireceklerdir: BAŞARANLAR.

Başaranlar ile başaramayanları ayıran en net özellik, başaranların başaramayanlardan çok daha fazla hata yapmalarıdır. Fakat her ikisini farklı kategorilere yerleştiren şey birinin daha inatçı olup, bir diğerinin daha kırılgan olmasıdır. Şampiyon, aslında bir kez daha deneme cesaretini gösteren bir mağluptur, başka da bir şey değil. Bir şampiyon bir mağlubun toplam deneme sayısından bile daha fazla kaybetmiştir. Fakat kaybetmek, kaybederek öğrenmek doğamızda vardır. Hiçbir çocuğa yürümenin ne olduğunu anlatamazsınız. Çocuğun önüne yazılı kurallar koyamazsınız. Çocuk kalkar, düşer, kalkar, düşer ve ağlaya ağlaya, canı acıya acıya yürümeyi öğrenir. Fedakarlık yapmak kanımızda vardır. Evet belki sürekli yere düşmek, dizlerin acıması, belki ayakların kanaması acı veren şeyler olabilir; fakat yürümenin, özgürlüğün verdiği haz için bunların hepsini göze almaya değerdir. Bir çocuk da bunun farkındadır. Küçücük elleriyle, ayaklarıyla denemekten asla vazgeçmez ve önce yürür, sonra tırmanır, sonra zıplar. Hep daha ileri gitmeye çalışır. Ta ki birisi ona artık “yapamazsın” demeye başlayana kadar. Nerede o eski çocuk cesaretimiz? Çocukluğumuz şimdiki acınası halimizi görse herhalde büyümek istemezdi. Denemekten korkar hale gelmişiz.

O kadar kırılgan ve şımarık insanlar haline geldik ki, dünyadaki her şey bizim olsun istiyoruz fakat özgürlüğü kazanabilmek için bir şeyler feda etmemiz gerektiğini hiçbirimiz bilmiyoruz; bilsek de görmezden geliyoruz. Bugün herkesin bir hayali var. Peki kaç tanesi bu yolda defalarca düşeceğini, yara alacağını, fedakarlıklar yapacağını, acılar çekeceğini göze alarak çalışmaya karar veriyor? Başaramayan kategorisine giren milyonlarca, milyarlarca insan kafasını şöyle bir dışarı çıkarıyor, dışarıda özgürlük mücadelesinin ne kadar kanlı ve zorlu olduğunu görünce bir korkak gibi kafasını tekrar içeri sokuyor. Herkes ne olduğunun farkında. Özgür değiliz. Özgür olmalıyız, daha güçlü ve daha büyük olmalıyız, ayağına prangalar vurulan çocukluğumuzu geri kazanmalıyız fakat kimse hayallerinin peşinden gidebilecek cesarete sahip değil. Kimse o dışarıdaki zorlu mücadelenin içine atlamak istemiyor. Sonunda da bir istatistik olarak ölüyoruz.

Mezarlıklar ismini hiç duymayacağınız yeteneklerle dolu. Korkak yetenekler. Bunlardan birisi olmayın. Başaramayacak olsanız, ömrünüz hayalinizi görmeye yetmeyecek olsa bile en azından hayalleriniz uğrunda ölün. Bir şey için yaşamayanlar, hiçbir şey için ölürler. Sonunuzu düşünmeyin. Sonunu düşünen kahraman olamaz. Risk alın. Düşüp yeniden kalkın. Kaybedin, fakat kayıpların bu yolun parçası olduğunu asla unutmayın. Her kaybediş farklı bir öğretmendir. Edison 900. denemesinde vazgeçse bugün kimse onun ismini bilmeyecekti. “999 kez hata yapmadım” diyordu; “ampül’ü icat etmenin 999 işe yaramayan yolunu buldum.”

Asla vazgeçmeyin. İçinizdeki çocuğa, özünüze, özgürlüğünüze yeniden kavuşmanız tamamen sizin ellerinizde.

👑 Kitabım Süperinsan’ı satın almak için buraya tıklayabilirsiniz 👑

KategoriEtiketler

Bu yazı için bir yorum var;

  1. Emeğinize yüreğinize sağlık. Heralde gördüğüm en kaliteli motivasyon ve başarı yazılarını yazmışsınız. Umarım yazdıklarınız bir çok insana ulaşır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir